İ.Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Öğrenci Kulüpleri Festivali’ne katıldık

18 Mayıs 2012 Cuma günü İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Öğrenci Kulüpleri Festivali’ne film gösterimleri ve Acıbadem Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan arkadaşımız Sinan Fındık’ın kompost ve GDO konusunda verdiği seminer ile katıldık.

Gençleri çöplerin bertaraf edilişinin çevreye verdiği zararlar konusunda bilgilendirip geri dönüşümün önemine değindik. Özellikle kaliteli toprağa dönüştürülebilecek evsel organik atıkların tüm çöplerin 3’te birini oluşturması sebebi ile evlerde kompost üretiminin nasıl yapılabileceği konusunda konuştuk. Ardından GDO’ların çıkış noktasından ve muhtemel tehlikelerinden bahsettik. Seminer sonunda grubumuza yeni arkadaşlar katıldı.

Üniversitelerdeki faaliyetlerimiz devam edecek, katılımımızı istediğiniz bir aktivite olursa bizimle iletişime geçmekten çekinmeyin.

Türkiye’nin ilk presidium’u: ”siyez”

Image

Merhaba,

Biliyorsunuz Gençlik Gıda Hareketi herkese açık bir grup. Biz, Slow Food Fikir Sahibi Damaklar konviviyum üyeliği olan ve bu şekilde Gençlik Gıda Hareketi’nin parçası olan üç genç Ayşenur Arslanoğlu, Burcu Gezeroğlu ve ben Biriçim Özhuy, Türkiye’nin ilk presidium çalışmasını yapmak için bir süre önce masa başına oturmuştuk. Uzun süredir grup içerisinde konuşuyor olduğumuz insanın evcilleştirdiği ilk tahıl olan buğdayı konu etmeye karar verdik. Özellikle GDO’ları sıkça tartıştığımız bu dönemde, atalık tohumlarımızın önemini tekrar hatırlayarak, toprağımızın bereketine bir kez daha hayran kalarak hazırladık çalışmamızı.

İlk olarak Slow Food Hareketi’nin yaşgünü olan Terra Madre 2011 etkinliğimizde “Buğdayın Tarihi, Bizim Tarihimizdir” telaffuz ettik hatta. Çalışırken antik buğday türlerine dair birçok şey öğrendik. Bu antik türlerden kültüre alınmış günümüz buğdayının atası olan Einkorn yani Siyezi tanıdık. Buğdayın Anadolu topraklarından Avrupa’ya geçişini okuduk. Şu ana kadar yapılan arkeolojik kazılarda siyez buğday türü tarımının tam 12500 yıl önce başladığı toprakların bizim topraklarımız olduğunu öğrendik.

Bu buğdayı günümüzde hala geleneksel yöntemlerle bulgura işleyen insanların varlığını, Kastamonu ve köylerindeki (İhsangazi, Seydiler ve Devrekani) siyez bulgur üreticilerini farkettik. Saygı duyduk. Kastamonu’lu siyez bulguru üreticisi Mustafa Afacan’la iletişime geçip, beraber yol aldık. İtalya merkezin belirlediği presidium kriterlerini çalıştık ve bu kriterlere her şekliyle uyan “Siyez – İhsangazi Bulguru” için Slow Food Biyoçeşitlilik Vakfı Başkanı Piero Sardo’ya ve Türkiye masa sorumlumuz Michele Rumiz’e sunmak üzere bir dosya hazırladık.

Gönül rahatlığıyla sunduk siyez’i onlara.. Antik tür oluşu, başaklarının farklı boyları, genetik yapısı, besin değerleri bakımından zenginliği, makinayla işlenemiyor oluşu ve geleneksel yöntemlerle bulgura işlenişi her bir niteliği presidium adayı olarak onay aldı Bay Sardo’dan ve önümüzdeki aylarda bölgeye gezi düzenleyeceğini ifade etti.

Biz geçen hafta Kastamonu’daydık. Mustafa Bey’in sayesinde bütün yerel idari birimlere anlattık Slow Food Hareketini, presidium projesini ve siyez için yaptığımız ön çalışmayı. Artık projenin asıl sahipleri, onu devam ettirecek olan Mustafa Bey ve diğer paydaşlar bizden devralmak için bekliyorlar. Biz bu süreçte onlarla beraber hareket etmekten ve gerektiğinde destek vermekten keyif duyacağız.

ImageImage

Merak edenler için presidio projesi hakkında biraz bilgi paylaşıyorum. Daha detaylı öğrenmek isteyenler Slow Food ana sayfasına bakabilirler.

PRESIDIO HAKKINDA..

Presidio nedir?

Presidio, Slow Food Biyoçeşitlilik Vakfı tarafından desteklenen, küçük üreticileri ve kaliteli artizan ürünleri korumak için doğmuş Slow Food projesidir. Amacı üreticileri organize etmek, yeni pazar fırsatları yaratmak, lezzetlere değerlerini vererek yerel üreticilerin geleceğini korumaktır.

Presidio projesi nasıl doğdu?

Presidio projesi 1999 yılında İtalya’da Arca del Gusto’nun operatif birimi olarak kuruldu. Arca o ana kadar kaybolma riski taşıyan yüzlerce ürünün envanterini çıkarmıştı.

Presidio’lar SlowFood’un bir sonraki somut adımı oldu. Bu adımla SlowFood üretim alanlarını ve üreticileri şahsen tanımış, onların ürünlerini ve bilgilerini insanlara ulaştırmaya başlamış oldu.

 

Arca del Gusto ve Presidio arasındaki ilişki nedir?

Arca del Gusto çeşitli eksperlerin çalışmaları sayesinde oluşturulmuş, bir kaybolma riski taşıyan tarımsal gıda ürünleri kataloğudur.

1996 yılında İtalya’da doğan Arca,  Presidio projesinin fikir babası konumundadır. Genellikle Arca ürünleri arasına girmek presidio olmaya ilk adım sayılsa da bu bir kural değildir. Hatta bazı örneklerde tam zıttı bir yol da gerçekleşmiştir.

Bu 2 proje arasında başta Slow Food’un katkısı olmak üzere temel bazı farklar bulunmaktadır.

Arca projesinde merkezde ürün yer alır ve Slow Food kendisini sadece ürünün tespiti ve tasvirini yapmakla sınırlar.

Presidio’lar da ise objektif üreticinin üstünde döner. Bu sabit destek ve koordinasyon isteyen ve de cok daha yoğun çalışma gerektiren bir süreçtir.

 

Bir presidio’nun aday gösterilme süreci nasıl işler?

Yeni bir Presidio adayı gostermek isteyen kişi aşağıdakileri Slow Food Biyoçeşitlilik Vakfı’na yollamalıdır.

a)Eksiksiz olarak doldurulmuş adaylık formu (Slow Food Biyoçeşitlilik Vakfı sitesinden indirilebilir: http://www.slowfoodfoundation.com/welcome_eng.lasso )

b) Ürünün tarihi, üretim tekniği ve üretimin şu anki durumu  (bu Presidio seçilmesinde belirleyici biröğe olabilir) gibi ek bilgiler.

c) Tadım için ürüne ait örnek (mümkünse çok sayıda üreticiden)

Bir ürün nasıl belirlenir ve değerlendirilir?

Slow Food Bioçeşitlilik Vakfı bir ürünü presidio adayı olarak belirlerken 2 temel yönünü dikkate alır.

a)      Aday ürünün üretildiği bölgedeki gastronomi kültüründeki rolü ve yerel kimliğe olan bağlılığı ile sınırları belirlenmiş bir alanda belli coğrafi, kültürel, çevresel ve iklimsel karakterler içerisinde üretilip üretilmediği.

Jeopolitik karakterlerle gastronomik kültür ülkeden ülkeye değişeceğinden dolayı bu              değerlendirmelerde belirleyici kararı mümkün olan yerlerde yerel eksperlerden oluşan bir ekip verecektir.

b)      Ürünün sosyal, çevresel ve lezzetsel kalitesi

Başlangıç şartları nasıl değerlendirilir?

Bir ürünün Arca listesine girmesi ülkesel komisyonlar tarafından süratle kararlaştırılabilirken; Presidio’lar için Presidio ofisi (vakıf temsilcileri, yerel eksperler ve var olduğu durumlarda ulusal Slow Food ofisinin temsilcilerinden oluşur) detaylı bir çalışma yapmaktadır. Üreticinin uygunluğu ve katkısı ile ürünün taşınabilirliği ve satılabilirliği başta gelen kriterlerdir ve  sadece üretim yerinde yapılacak bir araştırmayla anlaşılabilirler.

 

Lüfer Bayramı

Slow Food Fikir Sahibi Damaklar’ın başlattığı ve bizim de yanında olduğumuz “İstanbul Lüfere Hasret Kalmasın” kampanyası ilk meyvelerini lüfer avlanma boyutunun 14 cm’den 20 cm’ye çıkarılmasıyla vermişti. Kısa bir süre sonra bir sevindirici gelişme de İstanbul Büyükşehir  Belediyesi’nin desteğiyle başlatılan lüfer bayramı oldu. Bundan böyle her yıl Ekim ayının üçüncü Cumartesi günü “İstanbul’un Lüfer Bayramı” olarak kutlanacak.

Bu senenin lüfer bayramı etkinlikleri ile ilgili detaylı bilgiyi aşağıdaki bağlantıda bulabilirsiniz:

http://fikirsahibidamaklar.org/lufer/program.html

Biz de 15 Ekim günü  İstanbul Mutfak Enstitüsü’ndeki “Anne bak! Lüfer Çizdim!” aktivitesine destek olarak çocuklarla birlikte lüfer resimleri çizdik, onlara lüferin 5 farklı boyuna verilen isimleri öğrettik ve resimlerini tamamlayanlara katılım sertifikalarını vererek onları Lüfer Koruma Timi’nin bir parçası haline getirdik.

Aktivitenin sonunda soluğu Nuruosmaniye’deki “Boğaz’ın Efendileri” söyleşisinde aldık. Her biri adeta asırlık çınar olan balıkçılarımızdan denizlerimizin eskiden ne kadar bereketli olduğunu dinledik ve bu kadar kısa sürede boğazdaki balık türlerinin birer birer nasıl azaldığı üzerine uzun uzun konuştuk.

 

 

 

 

 

 

 

Hıdrellez’i Beraber Kutlayalım

Sunumumuzu yaptık

Hollanda Gençlik Gıda Hareketi’nin düzenlediği Akademi Günü ve Film Festivali’nin ardından deneyimlerimizi meraklıları ile paylaştık. Konuğumuz Sinek Sekiz Yayınevi’nden İrem Çağıl ve diğer katılımcılarla birlikte keyifli ve ilham verici bir sohbet yaptık.


Hollanda ziyaretimizin ardından deneyimlerimizi paylaşmak için buluşuyoruz

Arkadaşlar hepinize merhabalar,

Biliyorsunuz Gençlik Gıda Hareketi Türkiye üyelerinden birkaçı olarak geçtiğimiz ay Amsterdam’da orada bulunan gençlik hareketinin organize ettiği Akademi Günü ve Gıda Filmleri Festivaline katıldık. Beraber beyin fırtınası yaptık, festival organizasyonunda gönüllü olduk, filmler izledik ve bazı gözlemler yaptık.

Şimdi oradan edindiklerimizi sizlerle paylaşmak istiyoruz. Film festivali gözlemlerimizi ve böylesi bir etkinlik için gerekenleri kendi fikirlerimizle derledik ve bir sunum hazırladık. Sürdürülebilir yaşamla ilgili ilham verici kitapları yayınlamak için kurulan ve yayın listesinde “Slow Food Devrimi”ni bulunduran Sinek Sekiz’in yayın yönetmeni İrem Çağıl da aramızda olacak ve sohbetimize eşlik edecek.

Hepinizi 16 Nisan 2011 tarihinde saat 11:00’da Slow Food Fikir Sahibi Damaklar ofisine davet ediyoruz.

Adresimiz : İstiklal Cad no:115, Garanti Han Kat:4 Oda :4 Beyoğlu

Gelmek isteyenler katılım durumlarını  genclikgidahareketi@gmail.com” adresi üzerinden bildirebilir…

 

Amsterdam’a dair

1 ayı aşkın bir süredir katılmak için hazırlanmakta olduğumuz Hollanda Gençlik Gıda Hareketi Akademi Günü ve Film Festivali’nden bu hafta başında dönmüş bulunuyoruz..4 gün süren bu organizasyona dair anlatılacaklar gerçekten çok fazla..

1.GÜN

17 Mart Perşembe sabahı öğlen saatlerinde vardığımız Amsterdam bizi bulutlu ve serin havası ile karşıladı. İlk günün programına yetişebildiğimiz yerden dahil olmak için şehrin doğusunda bulunan  Merkelbach adlı tarihi bir cafeye doğru yola koyulduk..Cafeye ulaştığımızda grup ilk tanışma kısmını tamamlamış öğle yemeğine geçmişti bile..Biz de ellerimizi birer dilim ekmek ve peynir aldıktan sonra organizasyon için tahsis edilmiş otobüse geçtik..Burda Brezilya, Kanada, Fransa, Amerika, Yunanistan, İngiltere, Almanya, İsviçre ve Romanya’dan gelen delegelerin bulunduğu grupla tanıştık. Yaklaşık 2 saatlik otobüs yolculuğu sonrasında ülkenin güneyinde bulunan Hilvarenbeek adlı bir kasabada 4.kuşağa kadar aktarılmış, aynı zamanda da bir Slow Food presidiası olan Kempen koyunun yetiştirildiği bir çiftliğe vardık (http://www.hetschop.nl/). Bu yumuşak beyaz postlu, eğik kulaklı ve tatlı bakışlı yerel ırkın adının bölgenin adından geldiğini ve bölge halkı için ne kadar önemli olduğunu öğrendik. İşte bu sebeple bir convivium kurma yoluna gitmişler zaten ve daha sonra da yetiştirdikleri soyu tükenmekte olan bu lokal ırk bir presidia ürünü haline gelmiş. Konuşmasında özellikle lokal kelimesi üzerinde çok fazla duran çitflik sahibi “Biz hayvanlarımızı sadece etlerini satmak için yetiştirmiyoruz, bizim en büyük amacımız ete değer katmak” diye ekliyor. Çiftlikte yetiştirilen hayvanları gezdikten sonra kuzeyin soğunu içimizde iyice hissetmeye başlıyoruz ve sıcak bir çay molası için toplantı odamıza geçiyoruz. Akademi Günü’nün ikinci bölümünü toplu yapacağımız beyin fırtınası ve sunumlar oluşturuyor. Her ülkenin delegelerine verilen renkli kağıtlara 15 dk. içerisinde üyesi oldukları Gençlik Gıda Hareketlerinin güçlü ve güçsüz yanlarını yazmalarını istiyorlar. Yarım saat içinde her birimiz kendimizi farklı bir grubun içerisinde farklı iki ülkenin Gençlik Gıda Hareketi hakkında düşünürken buluyoruz. Örneğin ben kendimi İngiliz, Kanadalı ve Brezilyalı delegeler arasında Fransa ve Yunanistan için düşünürken buluyorum. Her bir grup 2 saat sonunda A2 kağıtlara hazırladıkları çözüm yollarını bütün gruba tek tek sunuyor ve uzun süren saatlerin sonunda beklenen akşam yemeği zamanı geliyor. Şarap tadımı, ekmek ve tereyağı ile başlayan yemek, grubumuz içerisindeki 3 şef arkadaşımızın özenle hazırladığı 4 çeşit yemekle devam ediyor. Yemek bittiğinde herkes çok yorgun ve yoğun geçen bir günün etkisiyle otobüste uyuya kalıyor.



2.GÜN

İkinci gün Gıda Film Festivali’nin ilk günü gönüllü olarak çalışan arkadaşlarımız erkenden festivalin düzenlendiği Studio/K adlı buluşma mekanına gittiler. Diğer grup ise Amsterdam’ı keşfe çıktı. Akşamüstü bütün grup prodüksiyona ayrılmış alanda buluştu. Büyük bir insan kalabalığının olduğu ilk gün festivalin ne kadar profesyonelce hazırlandığını gösteriyordu. Gazeteciler, televizyonlar, sponsorlar herkes oradaydı…Açılış filmine giremediğim ilk gün festival alanını keşfe çıktım. Ertesi gün çalışacağım mekanları ve festival alanının ikinci katında bulunan “Stills&Structures” adlı  sergiyi gezdim. Mieke Cuppen ve Linde Freya adlı iki tasarımcının imzasını taşıyan bu sergi gıdaların yapılarına dair bir seri fotoğraftan oluşuyor. Festival alanın giriş katında bulunan slow food finder adlı (http://www.slowfoodfinder.nl/) araştırma ağının tanıtım standını gezdim. İnsanların bulundukları bölgede slow food üreticilerine ve slow food ürünlerine ulaşmalarını  saylayan bu ağ çok ilgimi çekti. Aynı oluşumun ileride Türkiye’de olması ne güzel olur diye içimden geçirdim. Geceyarısına yaklaşan bir saatte enerji toplamak için eve dinlenmeye gittik.

3.GÜN

3. Gün kısa bir Amsterdam turuyla başladı. Yemekten sonra “Become a King of Pastry” adlı workshopa gözattım ve daha sonra heyecanla beklediğim “Food Design” adlı filmi izledim. Bu filme dair anlatılacaklar ve yorumlanacaklar da bir o kadar fazla aslında..Özetle dünya üzerindeki canlı varlıklar arasında gıdayı tasarlayan yani gıdaya şekil vermeye çalışan tek varlığın insanoğlu olduğundan bahsediliyor ve endüstriyel gıdanın hangi aşamalardan geçerek tasarlandığı anlatıyor. Gıda tasarımcıları, psikologlar, ses tasarımcıları , vs gibi farklı alanlarda çalışan insanların yorumlarının bulunduğu bu film ses ve görsel efektler bakımından da çok zengin. Filmden çıktıktan sonra prodüksiyondan başka bir grupla vejeterjanlar için düzenlenecek tartışma programının salononu dekore ettim..Konuşmacıların ve misafirlerin oturacakları yerleri, yiyecekleri yemek tabaklarını, kartlarını ve onlara verilecek hediye paketlerini hazırladım. Tüm bunları yaparken de vestiyerde misafirleri karşılıyor, eşyalarını teslim alıyordu. Arada hava almak için dışarı çıktığımda girişte kurulan “farmers market” standlerini gezdim. İşim bittiğinde akşam yemeği için grupla buluştum ve yemekten sonra Tuğba ve Beril ile Amsterdam’da şehir turu yaptıktan sonra eve döndük.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

4.GÜN

Son  günümüz sabah kahvaltı için Studio/K ‘ya varışımızla başladı. Burda grupla vedalaştık ve bundan sonraki organizasyonlarda tekrar buluşmayı diledik. Günümüzün geri kalan kısmı şehir marketlerinde organik gıda arayışında geçti. Amsterdam’a dair bu 4 gün için anlatacaklarım burda bitmiyor tabi ki..Bunları sizlerle en yakın zamanda paylaşmak için sabırsızlanıyorum…Akademi gününü ve festivali düzenleyerek bizi davet eden gruba ve buradan bizim bu aktiviteye katılmamız için destek veren herkese çok teşekkür ediyorum..

Sevgiler,

Biriçim