Slow Food Gençlik Gıda Hareketi

Yerel Yetişmiş Organik Gıda ürünleri Almak için 10 Sebep

Ocak 28, 2010 · Yorum yapın

‘’Bizim zamanımızda böyle süpermarketler mi vardı? Bakkallımız, köşe manavımız, fırınımızdan alırdık herşeyi. Kendi çiftçimizin ürettiği yeterdi herkese, şimdi karpuz bile dışarıdan geliyor.’’ …diye söyler annem hep. Annemin zamanı; yani, yavaş hareketin hayatın içinde farkedilmeden yaşandığı zamanlar. Olması gerektiği gibi… İyi, temiz, adil.

Şimdi gençlik olarak hayal ettiğimiz gelecek, geçmişte.. Annelerimizin zamanında… Biyoçeşitliliğimizi korumak, sürdürülebilir yaşamı desteklemek, ve gerçek gıdaya erişimi sağlamak için yapabileceğimiz şeylerden birisi de; yerel yetişmiş organik gıda ürünleri almak. Dünyada, birçok ülkede, bahçeler kuruluyor, gençler çiftçilerle birlikte çalışıyor. Çiftçilerin pazarları kuruluyor, tohumlar takas ediliyor. Hepsi gerçek gıda için! Ne yediğimizden emin olmak, sağlıklı beslenmek, mevsiminde yemek en büyük isteğimiz. Sürdürülebilir yerel gıda sistemlerimizi korumak, birey olarak hepimizin görevi.

Gençlik gıda hareketi üyesi bireyler olarak biliyoruz ki; yerel gıdalarımıza sahip çıkarsak, çiftçimizi koruruz , yerel ekonomimizin büyümesine destek veririz. Aldığımız ürün markete ulaşana kadar harcanan enerji ve karbon salınımı miktarını düşürürüz. Biyoçeşitliliğimizi koruruz. Ülkemizin zengin biyoçeşitliliğine vurulan en büyük darbe, çiftçimize en kolay ve ucuz seçenek olarak sunulan – endüstriyel – tohumlar. (GDO genetiği değiştirilmiş organizmalar, kısırlaştırılmış ancak farklı avantajlara sahip olduğu iddia edilen türler). Doğal yaşamın, biyoçeşitliliğin ve sürdürülebilir tarımın korunabilmesi için, yerel tohumumuza da sahip çıkmamız gerektiğini unutmamalıyız.
Yiyecek almak için pazara/markete gittiğimizde unutmayalım ki, kimse bizi birşey almaya zorlamıyor, seçimlerimizi biz yapıyoruz. Önemli olan seçimlerimizi doğru yapabilmek. Eğer aradığımız ürünün yerel yetişenini bulamazsak, en azından çok uluslu bir şirketinki yerine daha küçük bir şirketin ürettiğini alalım.

Bütün bu küçük seçimler, aslında çok büyük bir yankılama olarak, bize ülkemize, ekonomize, toprağımıza geri dönecek. Yeryüzünde bastığımız adımları daha hafif bir ayak izine dönüştürmek için, ilkelerimizi önce kendi hayatımızda uygulamaya başlayarak, başkalarının da yerel gıda almasına teşvik edelim.

Yerel yetişmiş organik gıda ürünleri almak için 10 sebep:

  1. daha tazedir!
  2. daha lezzetlidir!
  3. soframıza gelirken diğer ürünlerden çok daha az yol katederler ve ulaşımdan kaynaklanan kirliliğe neden olmazlar!
  4. bizleri mevsiminde yemeğe teşvik ederler!
  5. biyoçeşitliliğimiz korunur!
  6. çiftçimizi desteklemiş oluruz!
  7. ekonomimiz güçlenir!
  8. sürdürülebilir yaşama katkıda bulunuruz!
  9. çocuklarımıza yerel tohum mirasımızı bırakırız!
  10. başkalarını da teşvik etmiş oluruz!

Pelin Dumanli

→ yorum bırakKategoriler: Uncategorized

Toprak Ana’nın Gıda Bilgeliği

Ocak 3, 2010 · Yorum yapın

iyi temiz ve adil gıdaya erişim

SlowFood’un tarım gıda üretimi ve gastronomıie karşı yaklaşımı birbirine bağlı 3 ilke ile(ıyı,adıl,temız) tanımlanan gıda kalıtesi bütünlüğüne dayanır. iyi: duyuları tatmin eden ve yerel kültürümüzün parçası olan lezzetli ve taze ürünlerle beslenebilmektir temiz: çevreye veya insan sağlığına zarar vermeyen yöntemler kullanılarak üretim yapmaktır. adil: ureticeler icin adıl sartlar tuketciler icinse erisilebilir fiyatlar saglayabilmektir. Slow food bütün insanların iyi,temiz ve adil gıda hakkını savunmak için çalışır ve bu sorumlulugun isbirligi icinde yurutulmesi gerektigine inanır.

Tarım ve gıda biyoçeşitliliği

 Gıda biyoçeşitliliğinin 80%’nı son yüzyıl içinde yok olmuştur.Yerli sığırların 3′de1′i ve üç yüz bin sebze çeşidide tükenmek üzeredir ve her altı saatde bir,bir çesit daha yok olmaya devam etmektedir. Slow Food biyoçeşitliligin hem yetiştirilmiş hem yabani türlerini ve doğal doğurganları korumaya kararlıdır. Slow Food geleneksel ve sürdürülebilir olmakla birlikte yetistirme- isleme yontemlerinide goz ederek gıdaların kalıtesınınde korunmasını taahhut eder. Bu Olmadan hiçbir gıda güvenliği olamaz.

Küçük ölçekli gıda üretimi

 endusturiyel tarım ve kuresellesme sonucu sekıllenen Hiper-üretim sistemleri başarısız olmustur.Dünyayı doyuramadığı gıbı bugun hala 1 mılyon ınsan aclıkla yuzlesmektedır.Bu sistem havayı topragı ve suyu kırletmıs, halkların kulturel kımlıklerını yok etmıs ve buyuk olcude bıyo cesıtlılıgı azaltmıstır. Yerel toplulukların küçük ölçekli gıda üretimi, bize sürdürülebilir bir geleceğin yolunu gösterecek bilgiye sahiptir. Tarım ve balıkcılıga en iyi yaklaşım, ozelıkle dunyanın en yoksul bolgerınde yerel kulturlere karsı duyulan saygıya ve yerel toplulukların bilgeligine dayanmaktadır.

Gıda egemenliği

 Tüm halklar ne yetistirecekleri nasıl dönüştürüp günlük beslenmelerını oluşturacakları konusundaki bilgiyi koruyup sürdürmeli ve bu konuda karar verme özgürlüğüne sahip olmalıdır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, tarımsal geleneklerin ve bilginın sağlanması, toplulukların ve kültürlerin sağlığı için hayati önem taşımaktadır. Küçük ölçekli çiftçilerin yerel gıda üretimlerini ihracat ve bioyakıt üretimine yönlendirilmeleri, küçük çifçilerin hızla tarım arazılerini kaybetmesine bununla birlikte en değerli mal varlıkları tohumlarınıda kaybetmetlerine yol açmaktadır. Çifçiler en verimli tohum patentlerıni elinde tutan büyük şirketlerden tohum almaya başladıkça geleneksel ekin biçme yöntemlerini terk edip,onun yerine büyük mıktarda gübre kimyasallar ve böcek ilacı kullanmayı gerektiren , ihracat hayvan yemi için kullanılan ürünler üretmeye itilmektedirifciler . Eğitim gıda egemenliğini desteklemek için çok önemlidir.

 Dil, kültür ve geleneksel bilgi

 Bütün halklar, dillerini, kültürlerini ve geleneksel bilgiyi koruma olanağına sahip olmalıdır. ‘gıda toplululuğu ” terimi gıda,tarım ,gelenek ve kültür temelli üzerine kurulu yeni bir ekonomi fikrini tarif etmek için icat edildi. Gıda topluluklarının profilinin ve yaptıkları önemlı çalışmalarını destekliyerek ,küçük üreticileri kültürel değerlere dönüştürüp ve bu üreticilerin bilgi becerelerine değer vermiş oluyoruz. Böyle yaparak, yerel toplulukların kültürlerini ve yaşam biçimlerini korumalarını ve bilgilerini yeni nesillere aktarmalarını sağlamaları için yardımcı olmuş oluyoruz. Eğitim kültürel çeşitliliği sağlamak için çok önemlidir.

 Çevreye karşı sorumlu gıda üretimi

Tarım ve balıkçılık çevreyle birbirlerine güçlü bır şekilde bağlı düşünülmelidir. Tarım ve balıkçılık arz ve talep yasalarına tabii basit ekonomik sektörler olarak kabul edilemez. Gıda üretiminin kimyasal kullanımı yok ettiğinden veya azaltığından,toprak ve su ekosistemimizin verimliliğni koruduğundan,atığı ortadan kaldırdığından ve ya azaltığından,sürdürülebilir enerji kaynaklarını teşvik ettiğnden emin olmalıyız..

Adil ve Sürdürülebilir ticaret

Sosyal adalete ve adıl ticarete ancak üreticilerin emeğine saygı duyup , adil ödeme sağlayarak ayrıca tüketiciler için erişilebilir fiyatlar oluşturup, birlik beraberliğe,kültürel çeşitliliğe ve geleneklere saygı duyarak erişilebilir. Sürdürülebilir tarımın temel ögelerinden biri kısa tedarik zincirleri oluşturmaktır. Yerel gıda ağları, taşımacılığı/nakliyeyi azaltarak çevresel zaraları azaltır ve bölgenin yemek kültürüne değer verip koruyarak, katkıda bulunur. Ayrıca,aracı sayısını azaltmak , üreticiler ve bizim gibi tüketiciler için daha adil bir finansal gelire ulaşmamızı sağlar..

Kaynak :

http://www.slowfood.com/terramadreday/pagine/eng/pagina1.lasso?-id_pg=104

Üyelerimizden Ceylan tarafından çevrilmiştir.

→ yorum bırakKategoriler: Biz Ne Yersek O'yuz

Masa Buluşması : Kahvaltı

Ocak 3, 2010 · Yorum yapın

27 Aralık sabahı Özge’in evinde hep beraber kahvaltı etmek için toplandık.Herkes iyi,adil,temiz olduğuna dair inandığı ürünleri sofraya koydu.Kimimiz anneannemizin reçelini,kimimiz belgrad’dan topladığı mantarları getirmişti.Sohbetimizin keyfimizin ardı arkası kesilmedi.

O kadar keyif almıştık ki ,sonrasında mail grubumuzda çok güzel mailler dolaştı.Bende bir yazı yazmak yerine sizlerle arkadaşlarımın kaleminden çıkmış yazıların bazı bölümlerini paylaşmak istedim.

Ceylan

“Özge’nin evinde yaptığımız kahvaltının üzerinden çok fazla zaman geçmeden o gün o sofrada ve sonrasında neler konuştuğumuzdan hangi konularda aynı fikirde olduğumuzdan az biraz bahsetmek istiyorum.
En elzem olarak gördüğümüz konu toplanmalarımızdı. Gördükki toplandığımız zaman neler neler konuşabiliyoruz.Biz o gün kahvaltı masası etrafında toplanıp yiyeceklerimizin nereden geldiğini ve biliyorsak yapım aşamalarını konuştuk ama ondan da önemlisi gençlik gıda’nın ne yollardan geçtiğini, nerelerde ve nasıl olması gerektiğini istediğimiz konuşmalardı.

Euro gusto macerası,Boğaziçi’nde yapılan atölye ve dahası neler neler konuştuk.Kimlerin kulağını çınlattık. Levent en çok senin kulağın çınlamıştır hissedersin belki yazdığımı :)
İyi niyetin hakim olduğu sohbetler,cömertlik ve yaptığımız paylaşımlar
birçok açıdan örnek olabilecek davranışlardı.Aramızda ilk kez bulunanlar ya da daha önce tanışanlar demeden çok sıcak bir ortamda kahvaltımızı  ettik,sohbetimizi demledik.”

Beril

“Bugün çok lezzetli ve eğlenceli bir gün geçirdik, çok güzel bir
Anadolu kahvaltısı yaptık. Gelen herkesin eline, ayağına, yüreğinesağlık! Hepinize her şey için teşekkür ederim :) )”

Özge

“GGH nedir, yapmak istedikleri nelerdir gibi konular hakkında konuştuk. Ceylan bir noktaya çok güzel vurgu yaptı, aklımızda o kadar çok fikir vardı ki bunları gerçekleştirmek için 4-5 kişiye değil konuya ilgili birçok gence ihtiyacımız var dedi. Bu sebeple 15 günde bir buluşup birşeyler paylaşmamız bizim için çok önemli çünkü her seferinde bir arkadaşımız başka bir arkadaşını getiriyor o da bir başkasını derken çoğalıyoruz ve birlikten güç doğar sözünü haklı çıkartacak adımları atıyoruz.
 
Sorunlara kayıtsız kalan bireyler olmamızın sebebi bilmemek ve birleşememek. Sokakta bir sürü insan GDO nedir diye bilmiyor, çocuğuna yedirdiği içirdiği paketli ürünlerin içeriğinde yazan soya lesitini, mısır şurubu, emulgator nedir diye en ufak bir fikri yok. Cebinde taşıyacağı telefona milyar bahşedip zeyinyağı pahalı diye margarin tercih eden bizim insanımız, üreticiye hakkını vermeyip tarlasını, bağını, bahçesini terketmeye mecbur kılan bizim devlet politikamız, mis gibi topraklarımızda üretime kota koyup endüstri devi ülkelerden ithal ürün almayı yasalaştıran bizim vekillerimiz, düzen bu şekilde devam ettiği sürece 20-25 yıl sonra diyaliz makinalarında ya da kemoterapi kuyruklarında bekleyecek olanlar da yine biz ve yakınlarımız olacağız.
 
Ben saha çalışmalarının etkili olacağını düşünüyorum. Üniversitelere gidilmekten bahsedildi, kesinlikle katılıyorum. Farklı şehirlerden gelen, binbir çeşit gence ulaşırsak onlar da kendi yakınlarını uyaracaktır. Ben de bilmiyordum mısırdan şeker yapıldığını, Amerikan başkanlarından bir tanesi benim ülkem mısırdan geçinecektir demiş, teknoloji çılgını japon insanı mısırdan şeker yapmayı icat etmiş, dünya mısır üretiminin ciddi bölümünü elinde bulunduran Amerika elindeki GDO’lu mısırları şekere dönüştürmüş ve dünyaya pazarlamış şimdi yediğimiz pastalarda, tatlılarda, çikolatalarda kendisi bol bol mevcut. Bunu yakınlarımla paylaştığımda dikkatlerini çekiyor ve seçicilik gösteriyorlar. Ne kadar çok insana ulaşırsak seçicilik o kadar çok artacak.
 
GGH olarak birbirimizi tanımalıyız, ileride gerçekleştirebileceğimiz projelerde kim nerede daha faydalı olur rahat karar verebiliriz. Diyorum ki toplaşmalara mutlaka katılalım, gelirken yanımıza bir arkadaşımızı daha getirelim, çoğalalım ve her fırsatını bulduğumuzda başka başka insanlara durumun vehametini anlatalım.”

İlknur

Resimler için 

 http://www.facebook.com/album.phpaid=359885&id=669055004&l=80dcd9aadf

→ yorum bırakKategoriler: Biz Ne Yersek O'yuz · Etkinliklerimiz

EURO GUSTO MACERAMIZ

Ocak 3, 2010 · Yorum yapın

Euro Gusto’ya dogru yola cikarken program hakkinda bilgimiz olmasina ragmen bizi nelerin bekledigini, orada nasil bir ortam olacagini, insanlarin Turkiye takimini orada gorunce ne tepki verecegini ve kafamizdaki belki yuzlerce sorunun cevabini bilmiyorduk. Hepimizde ortak olan duygular heyecan ve sukrandi, bir de boyle bir ise secilmis olmanin getirdigi ayricalik ve sorumluluk hissi. Iyi, temiz ve adil gida icin ortak bir amacla bir araya gelmis gencler oldugumuz icin yolculugumuzun her asamasinda dikkatimiz gida uzerinde toplanmisti. Havaalaninda, ucakta, trende, otelde, evde ve tabii ki fuarda sohbetlerimizin ucu mutlaka iyi, temiz ve adile dokunuyordu. Loire Vadisi’ne gitmeden once bir gunumuz Paris’te gecti. Bu gunu Fransa’nin ve Paris’in gida anlayisini gozlemleyerek gecirmeye karar vermistik. Gune pazar gezisiyle basladik, sehirdeki gunluk bir pazarda sunulan cesitleri, turetici-araci-uretici etkilesimini, gidanin ne olcude iyi, temiz ve adil oldugunu gormeye calistik. Tuketim, uretim ve kimi zaman da turetim anlayisini Paris’teki zanaatkarlari, supermarketleri ve lokantalari gezerek, gozlemleyerek tanimaya cabaladik. Paris’ten ayrilmadan once iyi, temiz ve adil gida cevresinde bir araya gelebilecegimiz bir restoranda emek verilerek, ozenle hazirlanmis bir Fransiz sofrasi paylastik. Ertesi gun ve sonraki 3 gunumuz Tours sehrinde gecti. Sehre vardigimiz andan itibaren zaten kucucuk olan bu sehri ziyaret eden Slow Food Genclik Gida Hareketi uyelerinin yarattigi yuksek enerji hissedilmeyecek gibi degildi. Tours’daki ilk gun kayit, tanisma ve acilisla gecti. Acilis konusmacilari arasinda sevgili Carlo Petrini de vardi. Konusmacilar gidanin politik ve pratik yonleriyle ilgili konusurken Petrini resmin butununu ele alan, bir hayli etkileyici bir konusma yapti. Gida, su ve topragin gelecegini emniyete alabilmek icin duygusal zekamizi kullanmamiz gerektigini, gida ve olcek ekonomisinin yapici degil, yikici bir birliktelik oldugunu, gidaya erisimin hem fiziksel hem duygusal acidan bir hak oldugunu ve bu nedenle “sorumlulugunu bilen gastronomlar”in gunumuzdeki surecte buyuk rol oynayacagini anlatti bizlere. Genclerin bu hedefler dogrultusunda gosterdigi cabayi yalnizca Petrini degil, toplantiya katilan AB parlementerlerini, hukukculari, yerel alanda calisan ureticileri de cok etkilemisti. Euro Gusto hem gencler hem de diger katilimcilar icin umut, inanc ve hevesin paylasilip katmerlendigi bir bulusmaydi. Ikinci gunumuz atolyeler, tartismalar ve fikir alisverisiyle gecti. Pek cok grupla tanistik, projelerinden haberdar olduk. Atolyeler bize farkli ulkelerdeki gida manzaralarina goz atma firsati verdigi gibi Turkiye gida manzarasinin konumunu da anlatti. Ileriki asamalarda genc uretici ve tureticilerle ne tur uygulamalar, projeler yapilabilecegi konusunda ilham aldik, ayrica kimi acilardan hala ne kadar iyi durumda oldugumuzu fark ettik. Bu gunun aksaminda “ilham verici” ifadesinin yetersiz kalacagi bir gala yemegi verildi. Tours yakinlarindaki bir satoda duzenlenen, buyuk harflerle IYI, TEMIZ ve ADIL olan yemek gercek bir solendi. Sofralarimiz buyuk emekle, durustce uretilmis yerel gidalarla hazirlanmis lezzetlerle comertce donatilmisti. Ureticiler ve yemekte emegi gecen herkes gece boyunca bize yediklerimizin hikayesini anlattilar. Topraktan tabaga yolculugunu dinlemek, emegin, isini seven ellerin gidayi nasil yemege donusturdugune tanik olmak cok etkileyiciydi. Son iki gunumuzse cogunlukla Euro Gusto fuarinda gecti. Bu fuarda oncelikli olarak Fransiz ureticilerle Avrupa ve Afrika’dan gelen cesitli ureticiler vardi. Fuar tam anlamiyla bir ziyafet gosterisiydi. Goruntuler, kokular, tatlar… Her tat, gorunumu ve kokusuyla muhtesem bir deneyim sunuyordu tadanlara. Inanamiyorduk bu kadar mucizevi lezzetin, emegin bu rafine urunlerinin bir arada olabildigine, bizlere bunlari tanima ve deneme sansi verildigine… Adaleti unutup zevke dalmak soz konusu degildi, zira her ureticinin bir hikayesi vardi, hepsinin kendi derdi ve mucadelesi sunduklari urunle gorsellesiyordu. Bu fuarda emege, cabaya verilen deger herkese umut dagitiyordu. Petrini’nin bahsettigi sorumluluk sahibi gastronomlar olma pesinde damagimizi egitmeye, tatlari, kokulari tanimaya cabaladik. IYI gidanin ucuz olmamasi gerektigini hep dusunuyorduk, fakat bu fuarda dusuncemiz hucrelerimizin, ruhumuzun her zerresine sinmis bir inanca donustur dersek abartmis olmayiz. Fransa’da konaklarken bizleri agirlayan misafirperver ve bol gonullu ailelerimizin adini da anmadan gecmemeliyiz. Onlar sayesinde tipik ev mutfaginin, yemek deneyiminin nasil yasandigini deneyimledigimiz gibi, iyi, temiz ve adil gidanin arkasindaki temel destegin aile oldugunu bir defa daha anladik. Guzel gidanin yaninda guzel insanin anisini da bizlere hediye etti ailelerimiz… Donus yolculugumuz ise mesakkatli ve yorucuydu, ama grubumuz icin kucumsenmeyecek bir dayanisma ornegi gosterdik, birbirimize sahip ciktik ve daha yakin, guclu, sorumluluk sahibi, toplamin parcalardan cok daha yuksek degerlere sahip oldugu bir grup olarak geri donduk… Simdi hayallerimiz, umutlarimiz, heyecanimiz buyuk harflerin, puntolarin, kelimelerin ifade edemeyecegi kadar buyuk! Genc nufusun bu denli buyuk oldugu bir ulkede varligimizin ne kadar onemli oldugunu Petrini bize bir kere daha hatirlatti. Fakat bize asil guc veren, bunu oncelikle Anadolu Slow Food’un fark ederek bize bugunlere gelmemiz icin destek vermesi oldu. Bizlere inandigi icin liderimiz sevgili Filiz Telek, Defne Koryurek ve Fikir Sahibi Damaklar konvivyumu basta olmak uzere hepiminize tesekkur ediyor ve desteginizin karsiligini iyi, temiz ve adil gida pesinde kosan daha cok gence ulasarak bir an once vermeyi diliyoruz. Biz genclerin, gida konusunda konusmamiz, paylasmamiz, gereken cok sey var. Arzumuz, gencler olarak neler yapabilecegimizi dusunmek. Cunku biliyoruz, birey olarak yasadigimiz toplumu, hep beraber dunyayi degistirebiliriz!

→ yorum bırakKategoriler: Uncategorized

HAYALLERE GIDEN YOLDA

Ocak 3, 2010 · Yorum yapın

Slow Food destekcisi genc bireyler olarak, dunyadaki genclik gida hareketinin bir parcasi olmak, ulkemizin daha iyi, temiz ve adil gidaya erisimini saglamak amaciyla biraraya geldik. Slow Food’un saglam temelleri uzerine kurulduk. Gucumuzu, bizi hic yanliz birakmayan TR uyelerinden aldik ve Ilk kez 2009, Nisan ayinda, bogazici universitesinde bir yemek atolyesi gerceklestirdik. GGH’nin hikayesi boylece baslamis oldu… Nisan’dan bu yana gecen 8 ayda, yemek atolyeleri organize edip, Slow Food’un iyi, temiz, adil gida ve uretim sureclerini konustuk, yerel ureticimiz ve urunumuzu desteklemek gencleri supermarketler yerine pazarlara yoneltmek niyetiyle, sonunda birbirinden guzel yemeklerin pistigi semt pazari aktivitesi gerceklestirdik. Ortak calismalarla, Surdurulebilir Yasam Gezici Festivali kapsaminda Ege Universitesi’nde yine bir yemek atoyesi duzenledik, ITU’den Hayati Posetleme grubuyla beraber bez torba atolyesi duzenledik. Slow Food ve Genclik Gida Hareketini anlatan, guncel konulara degindigimiz bir fanzin hazirlayarak,dagittik. Masa bulusmalari, tanisma toplantilari, mantar saha calismalari, film gosterimleri ve daha neler neler… Vizyonumuzu ve misyonumuzu konustugumuz bir toplantida, gelecek planlarimizdan bahsederken, Genclerin Terra Madre’si olacak Euro Gusto’dan haberdar olduk, hepimizin icinde tarif edilmez bir heyecan olusuverdi. Bizim icin dunya ile tanismanin zamaniydi artik. Ayni heyecani duyan insanlarla tanisip, onlarin neleri nasil yaptigini ogrenecegimizi ve etkilenecegimizi dusledik. Euro Gusto’da herbirimizin ayri ayri edinecegi bireysel deneyimler sayesinde ileride Genclik Gida Hareketi olarak, adimlari daha guclu yere basan, kendinden daha emin, daha da heyecanli ve cok daha umutlu olmak adina, Euro Gusto’ya gidebilmeyi hayal ettik. Euro Gusto’ya gidebilmek bizim icin maddi-manevi bir yuku de beraberinde getirecegi icin, hayallerimizin pesinde, cikis yollari dusunmeye basladik; iste bu noktada imdadimiza fon toplama yemegi yetisti. Ne mutlu ki Slow Food’a guvenen ve genclere inanan destekcilerimiz bizleri fon toplama konusunda cesaretlendirdiler. Bizlere en cok inanan Defne Koryurek sayesinde fon toplama yemegimizin hazirliklarini kisa surede tamamladik. Bizler icin ozel bir menu hazirlayan yetmeyip, restoraninin acilisini dahi yapmadan, kapilarini once bize acacagini ileten sevgili Sef Murat Bozok ve Kayra sayesinde hazirlanan ozel menudeki urunlerin tedarigini yine bizleri yalniz birakmayan iyi, temiz, adil destekcilerimizden temin ettik. Sutumuz, peynirimiz, etimiz, baligimiz, meyvemiz, sebzemiz… Bir tek mantarimiz eksIk kaldi, onu da hepbirlikte Belgrad Ormani’nin bereketi sayesinde topladik, santarelleler ve siyah trompetler… Gosterilen caba ve samimiyetin otesinde, guven ve inanc hepimizin gozlerini yasartti. Geceye katilan bizleri onurlandiran konuklarimiz, katilamayip gozlerimizi yasartan destegini yollayan davetlilerimiz sayesinde hayallerimizi gerceklestirecektik simdi… Ne kadar tesekkur etsek azdir. Kelimeler kifayetsiz…

Özge

→ yorum bırakKategoriler: Uncategorized

TERRA MADRE GUNU KUTLAMAMIZ

Aralık 14, 2009 · Yorum yapın

Sevgili Arkadaslar,

Genclik Gida Hareketi, 12 ve 13 Aralik tarihlerinde iki gune yayilan, ‘’Terra Madre Kutlamasi’’ni gerceklestirdi. Hepimizin sayesinde…

12 Aralik Cumartesi gunu yagmura ve soguga ragmen Ferikoy Ekoloji Pazari’nda toplandik. Keyifli bir iyi, temiz, adil alisveris gerceklestirdik. Terra Madre Kutlama’si vesilesi ile aramiza yeni katilan, Ulku, Zeynep, ve Luca ile biraz sohbet ettikten sonra, dogruca Gursel Tonbul’un ciftliginden gelen urunler tezgahina gittik, sohbete burada devam edip, yarinki menumuzun malzemelerini almaya basladik, elma, mandalina, pancar, kereviz, yer elmasi, karnibahar, tazesogan, dereotu, patates….

Sebzemiz ve meyvemizi aldiktan sonra, peynirciden; peyniri ve tereyagini, zeytinyagcidan; zeytinyagimizi alip gerekli diger malzemelerimizide toparladik ve birgun sonra pisecek ve kokularinin birbirine karisacagi yemeklerin heyecani icinde, ertesi gun mutfakta bulusmak uzere ayrildik.

ve 13 Aralik Pazar gunu…

Buyuk, genis, bereketli, keyifli; Harbiye’de bir mutfak…

Comertce kapilarini bize acan sevgili Defne Koryurek’in evi… 

Kapiyi ilk Pelin caldi, ve Sinan, Ozge, Evrim… derken mutfak birden doluverdi.

Yemek yapmak bahaneydi, konusmak, anlasmak, paylasmak, kutlamakti asil hedef. Iyi temiz adil olani yuceltmek..

Kimimizin o mutfakta ilk tecrubesiydi, kimimiz aliskindi ;) bu comert mutfakta yemek yapmaya

Kap, kacak, tencere tava, kasik, bicak… el yordami ile bulundu, firin calisti, ocaklar yakildi..

Ilknur, Deniz’nde yardimiyla otlu ve lor peynirli harikulade bir kirma borek yapti, firina atmaya kiyamadik, pisince de kesmeye…

Sedef, Antakya’dan gelen zeytinlerden yaptigi zeytin piyazi ve patates salatasi ile bereketini katti soframiza..

Ulku, sofraya 3 yemek birden koydu !! Portakalli zeytinyaginda kereviz ve yer elmasi, leziz bir kisir, ve pancar tursusu

Meric herkese yardim edip fotograflar cekerken, bir yandan da saskinligiyla, gelirken hic boyle bir paylasim ve mutfak hayal etmediginden bahsediyordu, gulumseyerek… ;)

Ozge, Nihan ile birlikte soyduklari kabakla, ‘’ne bulursan at’’ corbasi yapti. Havuclu, tatli kabakli, patatesli, lor peynirli…

Luca, beraberinde getirdigi patatesli koy ekmegi, gorgonzola ve parmesan peynirinin yani sira, tadini hala unutamadigimiz kim chee ve dereotlu pestosu ile sofraya Italyan esintisi katti.

Yahya, renkli sebzeler ile birlikte antrikot beraberinde dereotlu patates puresi pisirdi, antrikotun suyundanda sarapli leziz kokulu bir sos ile mutfagin sicakligina sicaklik katti.

Evrim beraberinde getirdigi ‘’katik’’ ve aklindaki kek ile mutfaktaydi. Sonrasinda fikrini Pelin ile birlikte uzumlu, cevizli, elmali, findikli bir keke donusturduler.

Sinan ve Hakan cevizleri kirip, saraplari acarken, kirilan tirbuson sonunda

Yardimimiza Berna yetisti, ve bizlere ev yapimi visne likoru getirdi.

Mutfaktan pisen yemek kokulari yukselirken, Ilgin geldi ve bize bugun icin yaptigi kişi dayanamayip yedigini anlatti. Ayrica Fikir Sahibi Damaklar’in Terra Madre Kutlamalarinda kullanilan safrani babasinin Safranbolu’dan gonderdigini de…

Kayra bizlere destegini gonderdigi saraplarla gosterdi.

Nihan  hic yorulmadan fotograf ve video cekti.

Ve son anda aramiza katilan Sibel ile masa etrafinda paylastik gunumuzu …

Bundan bir ay once Terra madre kutlamasi fikrini paylastigimizda, organize olmamizi saglayan Sevgili Ceylan, Levent, Filiz ve Beril aramizda olamadilar.

Ceylan calistigi diger mutfaktan sevgisini gonderdi

Levent askerden selamlarini

Filiz Izmir’den destegini

Ve Beril Bursa’dan iyi dileklerini…

Cumartesi, ekoloji pazarinda yanimizda olan Zeynep ve gelirken otobuste kucaginda kirilan pancar tursusu yuzunden Pazar gunu aramizda olamayan Tugba, sizlerde iyiki Cumartesi gunu yanimizdaydiniz.

Ve Defne hanim, evinizin kapilarini bize acip, mutfaginizi teslim ettiniz !!

Inanciniz ve guveniniz icin tesekkurler, mutfaginiz her daim bereketli olsun…

Hepinize sonsuz tesekkurler!!!

TERRA MADRE GUNUMUZ KUTLU OLSUN !!!!

Pelin

Fotograflar icin:

http://www.flickr.com/photos/39517471@N08/sets/72157622997765054/

→ yorum bırakKategoriler: Etkinliklerimiz

Terra Madre Bayramı

Aralık 7, 2009 · Yorum yapın

Slow food bu yil ilk kez dunya capinda 10 aralikta kutlanacak Terra Madre gunu kutlamasini baslatti ve gida topluluklari, slow food konviviyumlari, ve slow food ideallerini destekleyen herkesi kucuk ya da buyuk mutfakta ya da masada, pazarda ya da evde farketmez bir etkinlik duzenlemesi cagrisinda bulundu.

Butun dunya’nin kutladigi Terra Madre yani Toprak Ana Gununu 12-13 Aralikta Slow Food Genclik Gida Hareketi olarak bizde kutluyoruz !!

iyi, adil,temiz felsefisiyle haraket eden üreticileri, ürünleri gençlerle tanıştırmak, aynı zamanda Terra Madre gununun onemını ve Slow Food felsefesını hatirlayarak. İstanbulun yerel uretıcılerını onurlandirmak istiyoruz.

Bunun icin:
12 aralik 2009 cumartesi gunu saat 10:00 da Ferikoy Ekolojik Pazarin’da bulusuyoruz Iyi, adil, temiz gıda felsefesıyle satılan organik urunlerden ıstedıgımızı alıyoruz. Pazarda gecirdigimiz keyifli gunun ardindan ertesi gun bulusmak uzere evlerimize dağılmadan once,Taksim’de saat 17:00′da King Corn filmini hep beraber izliyoruz.

13 aralik 2009 pazar gunu: harbiye’de cumhuriyet cad. uzerindeki bir mutfakta bulusuyoruz. onlukleri giyiyoruz, kollari siviyoruz. hepbirlikte pisiriyoruz, konusuyoruz, yiyoruz, egleniyoruz.

İletisim adresleri icin

mail gurubumuza üye olabilir http://groups.google.com/group/slow-food-genclik 

veya slowfoodgenclik@gmail.com’a mail atarak bilgi edinebilirsiniz.

Ayrica uluslararası Terra Madre gunu sayfasından da gorebilirisiniz

→ yorum bırakKategoriler: Etkinliklerimiz

Gençlik Gıda Hareketi Cumhuriyet’te…

Kasım 3, 2009 · Yorum yapın

Slow Food Gençlik Gıda Hareketi üyelerinden Şirin Güven Cumhuriyet Gazetesi’nde ekoloji haberlerini yazıyor. Bizi de kırmadı ve Gençlik Gıda Hareketi’yle ilgili konuşturdu kalemini…Kendisine teşekkür ediyoruz buradan…

İşte Şirin’in haberi:

ggh_haberDaha güzel etkinliklerde, daha güzel haberlerde buluşmak dileğiyle…

Filiz

→ yorum bırakKategoriler: Haberler
Etiketlendi: , , ,

GDOya karşı örgütlenme tabandan başladı

Kasım 3, 2009 · Yorum yapın

GDOlu ürünlerin ithalat, ihracat ve işlenmesini yasallaştıran yönetmeliğin yürürlüğe girmesinin üzerinden henüz bir hafta geçti ki konuyu takip eden sivil insiyatifler, başta GDOya Hayır Platformu olmak üzere Slow Food gibi gıda hareketlerinin üyeleri kolları sıvayıp kendi geleceğimiz ve çocuklarımızın geleceği için ne yapılması gerektiğini konuşmaya başladı. Belki de şu anda Türkiye’de bir tarih yazılıyor. Belki de ilk defa halkın onayı alınmadan, endişeleri görmezden gelinerek alınan, tepeden inme bir karar halk tarafından, hem de tabandan gelen bir hareketle sorgulanacak. Eğer biz sağduyulu ve geleceğin sorumluluğunu üstlenmeyi bilen vatandaşlar olarak sesimizi hep birlikte çoğaltırsak yasayı yapanlar bizi duymak zorunda kalacak. Ve inanıyorum ki onların vicdanlarında bir yerde “gelecek nesillere ve yeryüzüne” olan sorumluluk hissi uyanacak.  Ne de olsa biz bu dünyayı gelecek nesillerden ödünç aldık…

başak

İşte bunu çok güzel ifade etmiş Fikir Sahibi Damaklar‘ın GDO ile ilgili hazırladığı son e-bülten. Bakın neler demişler:

Anneler! 26 Ekim Pazartesi günü 27388 sayılı Resmi Gazete’de sizi, ailenizi, çocuklarınızı çok yakından etkileyecek bir yönetmelik yayımlandı:

Tohumluklar dışındaki genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünleri ile bunları içeren gıda ve yem maddeleri hakkında karar verme, işleme, ithalat, ihracat, izleme, tescil, etiketleme, kontrol ve denetim ile ilgili usul ve esasları kapsayan Gıda Ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar Ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol Ve Denetimine Dair Yönetmelik” !

Şu andan itibaren market raflarına uzanıp da aldığınız herhangi bir ürün, bulbçocukluğunuzda yediğiniz, yemeye alıştığınız gıda olmayacak. Çocuklarımıza “çocukken yediğimiz”i yedirme hakkımız, elimizden alındı. “Yerine koyduğumuz”sa, çocuklarımıza yüksek ihtimal daha fazla sağlık problemi olarak dönecek.

Yeni doğanlarımızda daha fazla otizm göreceğiz. Yeni doğanlarımızın daha çoğu yaşamayacak. Çocuklarımızın çocuklarını görebilme ihtimalimiz,  annelerimizinkinden daha düşük olacak…

Aldığınız her ürünün etiketini okuyun. Her içeriği sorgulayın. Endüstriyel, hazır, paketlenmiş gıdalardan uzak durun. Organik ürün tercih edin. Sertifikasyon sistemi mükemmel olmasa da, bu ürünler diğerlerinden pahalı görünse de gözünüze, düşünün ki gerçek gıdayı tanımlamanın henüz başka bir yolu yok. Gerçek gıda tüketin. Gerçek gıda tüketmemek çok daha pahalı, unutmayın. Çocuğunuza ne yedirdiğinizi ve neden diğerini yedirmediğinizi anlatın.          Anlatın ki, o da kendini koruyabilsin.

Ve unutmayın: bugünün dünyası kazanç odaklı! Cebinizdeki o binbir güçlükle kazandığınız paranın alım gücüne son kuruşuna kadar güvenin. Onu gerçek gıdaya yatırın. Düşünün ki raflardaki onca yapay ürün, onca niteliği düşük gıda siz satın almadığınızda karlılığını yitirecek. Düşünün ki, gıdaymış gibi yapan onlarca kavanoz, kutu ve şişe siz satın almadığınızda üretenlerine birer zarar olarak geri dönecek. Ve hayal edin, bir gün, eğer, çokuluslu şirketler fark ederlerse ki tüketici gerçek gıdaya yöneliyor, kimbilir, belki üretimlerini gözden bile geçirirler.

Gerçek gıdaya eşit erişim hakkı çocuklarımızın en temel hakkıdır!
Bu yönetmelik bizi kollayan bir yönetmelik değil.
Bu yönetmelik çokuluslu şirketlere toprağımızı, tohumumuzu sömürme yolu açan bir kapı.
Vatandaşını ticaretin, gerçek gıdayı GDO’nun önüne koyan bir yönetim arzuluyoruz.
Biz GDO’lu gıdaların yönetilmesini değil, yasaklanmasını istiyoruz.
Yönetmeliği kaleme alan ve altını imzalayanlara bir çift sözümüz var:
“Oğul sadıklığın bu muydu? Valla kurda yedirdin beni”

“Fikir sahibi damaklar” grubunun üyelerinden biri bültene şunları slowfoodcuyuzyazdı: “Dünya dünya olalı  beri mısırın püskülüne konan kelebeği, artık ‘konmamaya’ ikna etmek üzere mısırın genetiğine işlenen bir kimyasal, yıkamakla çıkmaz, biliyorum; çünkü kızımın gözlerinin yeşili gibi, o kimyasal da, tümüyle mısırın kodlarında artık. Üzerinde ya da etrafında değil. İçinde.
Kelebek konarsa mısırın püskülüne ve yumurtalarını bırakırsa eğer, ürünün bir kısmı zarar görür, doğru. Ama, o mısırı kızım yediğinde, içine işlenen, yıkamakla temizleyemeyeceğim, haşladığımda gitmeyecek o kimyasal, kızıma ne yapar… Asıl onu merak ediyorum ben.
Diyorlar ki “üreticisi, eğer, GDO’lu ürünün zarar verdiğini fark ederse, ürününü piyasadan çeker!”
Diyorum ki, “benim kızım denek değil”…

Fikir sahibi damaklar grubu üyelerinden bazıları ise 1 Kasım’da GDO orucuna girdi… Bundan sonra içinde GDO olan hiçbir gıdayı yemeyecekler…

→ yorum bırakKategoriler: Blog · Haberler
Etiketlendi: , ,

Bu Gün Geleceğimiz için Kara Bir Gün

Ekim 26, 2009 · Yorum yapın

gmo_tomato_bTohumluklar dışındaki genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünleri ile genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünlerini içeren gıda ve yem maddeleri hakkında karar verme, işleme, ithalat, ihracat, izleme, tescil, etiketleme, kontrol ve denetim ile ilgili usul ve esasları kapsayan “Gıda Ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar Ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol Ve Denetimine Dair Yönetmelik”  26.10.2009 tarih ve 27388 sayılı Resmi Gazete ’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.” http://rega.basbakanlik.gov.tr/eskiler/2009/10/20091026-4.htm
lütfen okuyun !
madde 5/8 GDO suz ürünlerin etiketinde ürünün GDO suz olduğuna dair ifadeler bulunamaz.”

Ceylan

→ yorum bırakKategoriler: Biz Ne Yersek O'yuz · Haberler